Ev satın aldığımı, evlendiğimi ve hamile olduğumu sosyal medyada paylaşmadım. Bu, anları çok daha anlamlı kıldı.
Yazar Renate Flanagan, ev satın alma, nişan, evlilik ve hamilelik gibi önemli hayat olaylarını sosyal medyada paylaşmak yerine sevdikleriyle yüz yüze paylaşmanın daha derin bir bağ yarattığını anlatıyor.
Öne çıkanlar
- Yazar Renate Flanagan ev satın alma, nişan, evlilik ve hamilelik haberlerini sosyal medyada paylaşmamayı seçti.
- Flanagan, önemli haberleri arkadaşlarını bizzat arayarak veya yüz yüze görüşerek iletti.
- 2023 yılında dağlarda bir ev aldı, nişanlandı, evlendi ve ilk çocuğuna hamile kaldı.
Yıllar önce bir arkadaştan telefon almıştım. "İnanılmaz bir şey oldu, nişanlandık!" diye haykırdı. Erkek arkadaşının ona nasıl evlilik teklif ettiğini anlatmaya başladı. O kadar sevgi dolu ve uyumlu bir çiftler ki, onlar adına bundan daha mutlu olamazdım.
Günler sonra, nişanlısının büyükannesinden kalma antika elmas yüzüklü parmağıyla internetteki fotoğrafını gördüm, tam telefonda bana anlattığı gibiydi. Yıllar boyunca, bazen durduk yere, bir arkadaştan "Hadi görüşelim" gibi şeyler söyleyen bir mesaj alırdım.
Sonra buluşmak için bir zaman ayarlardık ya da çok uzakta yaşıyorsak telefon görüşmesi yapardık. Bazen haberler sevinçli olurdu, hamilelik veya bir ilişkide büyük bir adım gibi.
Bazen de kasvetliydi, boşanma, iş kaybı, trajik bir sağlık durumu. Bazen arkadaşlarımın bana zaten söyledikten sonra sosyal medyada paylaşım yaptığını görürdüm.
Her seferinde, bana doğrudan ulaştıkları için onur duydum. Hayatlarında olup bitenleri sadece bir sosyal medyanın patlama yarıçapı içinde olduğum için değil, bilmemi istedikleri için kendimi özel hissettim.
Sıra bana geldiğinde, kişisel bağlantılara öncelik verdim. 2023 yılı benim için büyük bir yıldı. Yılın başında, erkek arkadaşımla birlikte dağlarda bir hafta sonu evi satın aldık.
O ilkbaharda, yıldızlı gökyüzü altında o hafta sonu evinde bana evlenme teklif etti. İkimiz de 30'lu yaşlarımızın ortasındaydık ve bir aile kurmaya hevesliydik.
O yaz, üç yıl önce ilk buluşmamızı yaptığımız aynı yerde samimi bir törenle kaçıp evlendik. Sonbaharda, ailemize ve arkadaşlarımıza ilk çocuğumuzu beklediğimizin iyi haberini paylaştık.
Bütün iyi şanslarımı Dünya Çapında Ağ üzerinde yayınlanan fotoğraflarla paylaşma cazibesini hissettim. Ama bir fotoğraf yerine, arkadaşlarıma bir mesaj gönderdim.
"Hadi bir araya gelelim" ya da "bir telefon görüşmesi yapalım" diyordu. Bir evin önünde bir anahtar seti tuttuğumuz klasik fotoğrafı yayınlamak yerine, arkadaşlarına içki içerken bir tatil evi satın aldığımızı anlattık.
"Görmek için sabırsızlanıyoruz!" diye bağırdılar ve kutlama için kadehlerimizi tokuşturduk. Uzun süredir görmediğim bir arkadaşımla buluştuğumda, elmasın parıltısı gözüne çarptığında sarılmanın ortasında elini tuttu.
Başka bir arkadaşı eve taşınma hediyesi getirdi. Buzdolabındaki bulanık sonogram resmine şöyle bir göz attı. Sevinç gözyaşlarını tutarak, "Sizin için çok mutluyum arkadaşlar" dedi.
Sarılmalar, herhangi bir günde "beğenileri" veya kalp emojilerini yendi. O yıl çok kısa bir süre içinde çok şey oldu.
Birkaç aydır görmediğimiz arkadaşlarımızla buluştuğumuzda, "peki, seninle ilgili ne var ne yok?" sorusunun cevabı bazen "bir ev satın aldık, nişanlandık, şimdi evliyiz ve bir bebek sahibi oluyoruz!" ile biterdi.
Hayatımda olup biten özel şeyleri her paylaştığımda, diğer kişi aracılığıyla sevinci tekrar yaşama fırsatı buldum. Bu anlar, sadece internette paylaşım yaparak asla sahip olamayacağım anılar yarattı.
Haberi sevdiğim insanlarla şahsen paylaşmayı beklemek ve onların tepkisini görmek, bir gönderiye gelen herhangi bir sayıdaki "beğeniden" daha fazla endorfin salgıladı.
Teknoloji, ülke çapındaki ve dünyadaki ailem ve arkadaşlarımla iletişimde kalmama yardımcı oldu. Hayatın iniş çıkışlarını sevdiğim insanlarla, mümkün olduğunca şahsen, değilse arama yoluyla paylaşmanın bağlantıda kalmanın en iyi yolu olduğunu fark ettim.